Dalgalanma Geçti
özcan sarıca ile kurtlar vadisi pusu 3.sezon 1.seo yarışmasında müthiş bir dalgalanma yaşanmıştı.İstediğim yere dönebildim.Yarışmanın bitmesine 1.5 aydan biraz fazla bir süre var.Yarışmada hız kesmek yok,yola devam.Herkese başarılar ve iyi çalışmalar.
Bugün gazetede okuduğuma göre Necati Şaşmaz Kurtlar Vadisi dizisinden bölüm başına 75 bin ytl kazanıyormuş.KV Pusu ile ilgili bir diğer haber ise Kurtlar Vadisi Holding'inin kurulacağıdır.Kurtlar Vadisi Pusu 3.sezon bu hafta içi başlıyor...
Kurtlar Vadisi Pusu
Kurtlar Vadisi Pusu 3.Sezon
Kurtlar Vadisi Pusu
Kurtlar Vadisi Pusu Simpson
No english title - video powered by Metacafe Oldukça komik bir video...
Muro Ropörtajı - Kurtlar Vadisi Pusu
“Nalet olsun içimdeki insan sevgisine” repliğiyle herkesin sevgisini kazanan Muro, nasıl bir çocukluk geçirdi, örgüte nasıl girdi, ilk aşkı kimdi, tüm bunları ilk kez anlattı. İşte keyifle okuyacağınız bir Muro röportajı…
Fatih Terim’in Müfit’i varsa Muro’nun da Çeto’su var
Anadolu’nun kuş uçmaz, kervan geçmez ama etrafı insan sevgisiyle dolu ücra bir köyünde doğmuş Muro. Bir gün cevizleri bölüşme kavgasından muhtarın oğlunun kafasını yarmış ve kendisini dağda bulmuş. Komprador uşaklarına karşı profesyonel devrimci olmuş. Sonrası mı? Kendisini ezilen halkı için örgüte adamış. Ve ortaya izleyenleri gülmekten kırıp geçiren Muro çıkmış.
Muro nasıl bir çocukluk geçirdi?
Her
ezilen halkın çocuğu gibi yokluklar, acılar içerisinde, Anadolu’nun
ücra bir köyünde doğdum. Zaten nerde doğacaktım ki? Burjuva mıyım ben
Brüksel’lerde Cenevre’lerde, adı sanı bilinen beş yıldızlı otel gibi
hastanelerde doğayım! Bizde çocukluk olmaz. Doğarsın, büyürsün, ezersin
yahut ezilirsin. Benim topraklarım çocukluğu yaşatmaz ama ölene kadar
içinde o çocukluğu yaşatır. Misal ben, yedisinde nasıl bir Muro’ysam
yetmişimde de o Muro olacağım.
Devrimcilik nasıl düştü içinize?
Topladığım
cevizleri arkadaşlara dağıtmak isterken, egemen gücün köydeki
temsilcisi muhtarın oğlu her zamanki gibi savaş halinde yenemediği beni
masa başında yenmeye çalıştı. Bana “Sen vuramadın, cevizlerin hepsi
benim” dedi. Oyunu kuran kurmuş. Sen ister vur, ister vurma, her zaman
son söz işbirlikçi komprador uşağı muhtarın oğlunun... Ulan oğlum,
cevizleri eşit olarak bölüşsek ve bütün köyün çocukları yese n’olur?
Olmaz... Öyle mi? O zaman senin kafanı ceviz yapar, dağıtır, yeriz
diyerek, taşı koydum kafasına...
Sonra ne oldu?
Ben ne bileyim muhtarın oğlunun kanı pekmez gibi akarken, bunun bir
başkaldırı ilanı olduğunu... Sen misin Muro, muhtarın oğlunun kafasını
yaran? Muhtarın oğluna yapılan eylem muhtara, yani devlete yapılmış
kabul edildi. İlk defa bu yüzden dağa kaçarken, “Oğlum Muro, bu iş
böyle gitmez, ya bu düzen değişecek ya da sen bu düzenin çarkları
arasında ceviz gibi dağılıp gideceksin” dedim. Uzun çözümlemelerim
sonucu profesyonel devrimci olmaya karar verdim!
Peki örgüte nasıl girdiniz?
Ne demek nasıl girdim? Nereye girecektim ya? Futbol kulübüne mi, dans
kulübüne mi ya da lambada kulübüne mi gidip kıvırtma yapacaktım?
Muro’ya tek seçenek kalmıştı. Örgüt! Peki hele bir sor? Neden?
Neden?
Bu
soruyu çok sordum kendime. Yılların devrimciliğiyle şöyle
çözümleyebildim: Orada bana, taktik bilgime, stratejik birikimime ve
lider kişiliğime ihtiyaç vardı. Halkımın çocuklarını sahipsiz
bırakamazdım.
Ama örgütle aranızda anlaşmazlıklar da oluyor...
Haksızlığın
olduğu yerde Muro’nun başkaldırısı vardır. Ne yani örgütün metinleri ve
liderleri kutsal mı? Örgüt olmuş basketbol takımı, beş kişi. Altıncıyı
sahaya sürmüyorlar, üçlük sayı atacak benim gibi bir sürü devrimci var
ama “Git tribünde otur” diyorlar. Yav gardaşım sayıyı çoğaltın bunu
futbol takımı yapın ve 11’e çıkarın deriz. Cevap yok. Çünkü Muro
kadroya girerse, emperyalistlerle şike olmayacak, teşvik primi
alınmayacak, devrimci mücadele silahsız yapılacak, demokratik süreç
işletilecek.
Peki sizin bir lideriniz var mı?
Liderden
bahsediyorsak, Lenin, Mao, Marks’ı unutmamak lazım. Burjuva çocuğu
olmasına rağmen, Marks’ın yoldaşı Engels’i de analım. İlk okumaya
başladığımda hayretler içersinde kaldım, meğer muhtarın oğluyla
yaşadığımız sorun sadece benim sorunum değil, bütün insanlığın
sorunuymuş.
Muro’nun bir günü nasıl geçer?
Bir burjuva esprisiyle cevap vereyim: Az uyku, çok çalışma. Ha, ha,
ha... Nalet olsun, bu burjuvalar kadar yalancı, sembollerle konuşan,
popüler kültür kölesi insan grubunu ömrü hayatımda görmedim. Evet
uykusuz kalıyorlar. Gardaşım o kadar gezersen, gündüz; kafelerde,
brunchlarda, akşam; barlarda diskolarda dağıtırsan, tabii az uyursun.
Ezilmiş halkımızı köle gibi çalıştırıyorlar, parasını bunlar yiyor.
Neyse gelelim bana. Bir günüm kimi zaman baykuş gibi düşünceli, kimi
zaman bir kanarya gibi cıvıl cıvıl neşeli geçiyor. Devrimci de sıradan
bir insandır. Yani öfkesiyle, neşesiyle, hüznüyle ve tabii aşkıyla...
Aşk demişken, Muro’nun aşk hayatı nasıl?
Bir devrimci uykusuz, silahsız, yoldaşsız, aç, susuz kalabilir ama
aşksız asla? Aşk, önce çocukluğumuzda ağzımıza aldığımız leblebi tozunu
havaya umarsızca püskürtmektir... Siyah önlüğü giyip, lastik
ayakkabıları ayağına çekip ilkokulun yolunu tuttuğunda ise, dört
kişinin oturduğu sırada seni bir sürpriz bekliyordur. Adı da Fidan’dır..
Demek ilk aşkınızın adı Fidan’dı...
Fidan bir körpe ağaç, dağda yeşeren bir nevruz çiçeğiydi... Ama onun
başına da her Fidan’ın başına gelen geldi. Muhtarın oğlu ödedi başlık
parasını, kızı koluna taktı. Yani Fidan’ın köküne baltayı vurdu.
Peki Fidan’ı unutabildiniz mi?
Bu devrimci hayatım boyunca, nice ihanetleri, savaşları, mücadeleleri
unuttum. Hâlâ o muhtarın oğlunun kolunda giderken, dönüp bana o kocaman
siyah sıpa gözleriyle bakıp adeta Muro, beni bu zalimin ellerine verme
diyen o anı unutamadım.
Sevdiğinizi muhtarın oğlunun kapmasına nasıl razı oldunuz?
Söz verdim, bundan sonraki Fidan’ları emperyalist, burjuva düzenine
yedirtmeyeceğim. Yav şimdi benim niye yaramı deştiniz. Mecbur bir
dörtlük, sekizlik aklıma geliyor: “Daşa verdim yanımı, toprak emdi
kanımı, Azrail’e can vermezdim, canan aldı canımı. Oy dağlar, sümbüllü
bağlar hey... Elinde altın şamdan, perdeyi kaldır camdan, al hançeri
vur beni, ben usandım bu candan.”
Sizi hep Çeto’yla tartışırken görüyoruz. Ne olacak sizin sonunuz?
İşte bir muammanın ortasındayız. Her şeyi bilebilirim, çözümleyebilirim
ama bu Çeto’nun ne yapacağını bırak ben, Kozmoz bile bilmiyor. Nalet
olsun, Çeto kaygan bir balık, eline alırsın tutamazsın, suya atarsın
ağını parçalar, olta atarsın ille o takılacak başka balığa bırakmaz.
(Çeto duramıyor ve burada söze giriyor...)
Çeto: Aşkolsun başkanım, yani beni o kadar yaratık arasında balığa benzettin. Teessüf ederim...
Muro: İyi o zaman Çetin, sen kendini tanımla.
Çeto: Başkanım nasıl Muro kelimelere sığmazsa, Çetin de kelimelerle tarif edilemez.
Muro: Israr etsek Çetin?
Çeto: Israr derken başkanım?
Muro: Kafana sıktırtma Çeto, kendini anlat işte. Bak anan da okuyacak bunu.
Çeto: Anamın okuması yok ki başkanım.
Muro: Niye paraları tek tek biliyor, hele yüz bin lira diye yüz lira ver alıyor.
Çeto: Parayı bilir başkanım...
Muro:
Neyse, bu röportajın konusu Çetin’in anası değil, ben Çeto’yu tarif
edeyim. Nasıl Marks’ın Engels’i, Lenin’in Troçkisi, Fatih Terim’in
Müfit’i, Fidel’in Che’si varsa, nalet olsun Muro’nun da bir Çeto’su
var. Nalet olsun bu içimdeki insan sevgisine ki, bu Çeto Gundi’sini çok
seviyorum.
Çeto: Teşekkür ederim başkanım...
Vatan Gazetesi


